Su gibi akan hayatın, dağlar gibi zorlukların doruklarından kayaları yararak fışkıran pınarlardır kaynağı yalnızlığın… Hüzün dolu sürüye dahil olma bekleyişi olmamalı yalnızlık; su gibi arıdır o, kirletilmemelidir ve ayrıca zoraki yalnızlıklar sadece sorunları kördüğümlerle birbirine bağlamaktan başka bir tepkimesi olamaz.
Yalnızlıktan korkmamalı kişi kendini tanımışsa eğer ve yine bilmelidir ki yalnızlığın ona sunduğu hazine, insanî ilişkiler dinamiğinde belki de hiçbir zaman ortaya çıkaramayacağı asil davranışlar ve eylemler bütününü o kişinin benliğine nakşetmektedir böylelikle. Ayrıca tevazu sahibi olmadan kuru bir gururla kalabalıklardan ayrı tutması kişinin asla yalnızlık olarak tanımlanmamalıdır; bu olsa olsa ancak aciz bir “dışlanmışlık”tır. Yalnız kişi, erdemine sahip olmak için erdemsizler arasında bulunmamayı “bilinçli” olarak terketmeyi göze alan kişilerin üstüne yakışan Tanrısal kaderin biçtiği bir kaftandır âdeta…
Buradaki kelimeler yalnızlığı kutsayıcı sözler olarak alınmamalıdır. Zira yalnızlığın herhangi bir övgüye ihtiyacı yoktur; kader, istidâdı olana biçer o kaftanı ve taşıyabilirse eğer kaderin ona vereceği ödülü herkesle paylaşır ve yalnızlık onun için bir hüsran yahut teselli değil, bilakis erdemli insanlarla bir “topluluk”ta kendi benliğini “biz”e adayan asil “birey”lerden olma mutluluğunu ve neşesini nihâi derecede yaşatır.
Yalnız kalmadan kendi kıymetini idrak edemez insan. Ham kişilerin bir araya gelişlerine “sosyalleşme” dedikleri sığ modern çağda, az bir süre dahi olsa yalnız kalmaktan hoşlanmayan kişiler çocuk havuzunda yetişkinlerin yüzmek istemesine benzer bir tavır takınır hayata karşı ve bilinsin ki modern çağ, tam da bu prototipi destekler ve yaygınlaşmasını amaçlar. Zira başka türlü bu tür kişilerin hayatlarına “birileri” asla müdâhele edemeyecektir.
Dost tavırları sergileyen ikiyüzlü psikanalizin telkiniyle balonlara bindirilip göğe yükseltilmekte insanlar… Ama bir süre sonra fizik yasası gereği o balon patlayacak ve yere doğru ani çakılma ister-istemez gerçekleşecektir. Çağımızın trajik yanılsaması da budur. Çobandan öte “efendi” olma iştâhı taşıyan bir avuç hadsizin nesillere giydirmeye çalıştığı deligömlekleri artık insanlık kalıbına göre bile biçilmediğini, yavaş yavaş o gömleklerinin darlığından nefes alamamakta olanlar tarafından anlaşılmaya başlandı nihâyet…
Özetle, yeryüzünün umudu bireylerdir. Kimseden emir almadığı gibi emir de vermek istemeyenler… Benzersiz ve zorunlu gerçekleşecek olan nihâi gerçek “medeniyet”in özesi, yapıtaşı bu anlayıştan ibâret olacaktır. Yalnızlıktan korkan değil, ona sahip çıkabilecek ve kendi aklını hiçbir zincire vurma rızâsını asla benimsemeyecek gerçek yürek sahibi cesur kişiler…
Vakît yaklaştı… Zaman artık “efendi”lerin heybelerinde bulunan, suistimal niyetlerinin “temînatı” olmak durumundan çıkarılmıştır. Harf harf nesilleri kodlayanların algoritmalarındaki o kısır “döngü” kırılmıştır. Bundan sonra pür-i pâk nesilleri makinelere “bağımlı” hâle getirme cüretini ve niyetini taşıyanlar, kendi korkularına “bağımlı” hâle getirilmiştir, henüz onlar bağımlılıklarının farkında olmasalar da… Son Gün anlayacaklar ve bugün “yalnız” olabilen yiğitler o gün onların tepesinde olacaklar!
Râşid bin Ahmed – 8 Nisan 2025 Salı 10:15
Loneliness
The source of loneliness lies in the springs that gush forth like torrents through rocks, from the peaks of mountains, through the flowing stream of life and the burdens it carries. Loneliness should not be seen as a sorrowful waiting to join a herd; it is as pure as water, and must not be polluted. Moreover, forced loneliness leads only to entangled problems, tied together into hopeless knots.
One should not fear loneliness—if one has come to know oneself. One must also recognize that the treasures it offers can engrave upon a person’s soul a noble set of behaviors and actions, perhaps never revealed in the dynamics of human relations. To isolate oneself from the crowd with dry pride, without the virtue of humility, should never be mistaken for loneliness; this is nothing but a pitiful “exclusion.” True loneliness is a cloak tailored by divine fate for those brave enough to consciously forsake being among the unvirtuous in order to preserve their virtue.
The words here should not be taken as a glorification of loneliness. For loneliness requires no praise. Fate bestows that cloak only upon those who are innately suited to wear it—and if they can bear it, they will share the reward granted by fate with others. In this way, loneliness becomes neither a sorrow nor a consolation, but rather a profound joy and fulfillment in becoming one of those noble individuals who, having mastered themselves, offer their being to the “we” of a truly virtuous community.
A person cannot understand their own worth without first being alone. In this shallow modern age, where even fleeting solitude is shunned, people equate every gathering of the immature with “socializing.” This is like children playing in shallow pools, resenting the presence of adults who wish to swim freely. Know that the modern age promotes and spreads precisely this prototype, for otherwise, “someone” would never be able to interfere in the lives of such people.
Under the false guise of friendly gestures, people are lifted skyward on balloons by two-faced psychoanalysis. But inevitably—by the law of physics—those balloons will burst, and they will come crashing down. This is the tragic illusion of our era. At last, people are beginning to see that the straitjackets tailored by a handful of audacious impostors—who hunger to be “masters” rather than shepherds—no longer fit the human form. Those who can no longer breathe in these garments are finally awakening…
In summary, the hope of this world lies in individuals—those who neither take orders nor wish to give them. The very essence and cornerstone of the ultimate, inevitable truth that is true “civilization” will arise from this mindset. Not those who fear loneliness, but those who can embrace it—those with hearts bold enough never to consent to chaining their own minds.
The time draws near… Time has been rescued from the pouches of “masters,” where it once served as a guarantee for their misuse. The vicious “loop” within the algorithms of those who coded generations letter by letter has been broken. From now on, those who dare and intend to make pure generations dependent on machines will themselves be made dependent on their own fears—though they may not yet realize it. On the Final Day, they will understand—and the brave who can stand “alone” today will be above them.
Râshid bin Ahmed – Tuesday, April 8, 2025 – 10:15

Yorum bırakın